5 Mart 2019 Salı

ADANMIŞ


Ufukta biriken kan, dağıtılırken alacakaranlık tarafından
Ben şarabın esrikliği içersindeyim
Tutsak sabahların hüznü mü;
Gözlerinin telaşı mıydı o akşam efkarın adı?

Ben ki geçmişi binlerce yıla yayılan bu topraklarda
Üç bin yıl önce de elinde şarabıyla
Güneşi batıran bir tapınak rahibi gibi karşılıyorum geceyi..

O, kendini hizmetine adadığı Tanrısının ağzından,
Bense senin ağzından dökülen sözcüklerle konuşuyorum.
Güneşe her sövdüğümde, seni bulacağıma olan inancım..
Tanrısının sırt çevirdiği bir rahip nasıl gizlerse bunu,
Öyle gizliyorum acımı.

Gözlerimden süzülen yaşlar, daha karışamadan şarabıma
Bir kahkaha koyveriyorum en derinimden, en olmazından
Güneşi batıran rahibin şarap tasını bıraktığı bir taş mı;
Yoksa milyon yıllık bu toprak parçası mı dile getirebilir çaresizliğimi?

Deşersem böğrünü bu toprağın, eşelersem yeterince 
verir mi bana Ferhat’ın sırrını?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder